Dile Gelen Satırlar Genel

Ölenle Ölünmezdi Elbette. Peki Ölenle Yaşanır mıydı?

Yazan : - 31 Temmuz 2017

Ve gece, yavaşça çekiyordu eteklerini şehrin üzerinden.

Boyaları dökük, pencereleri eski, koca koca binalar arasında sıkışıp kalmış bir evde,soğuk yatağına inat ısınmaya çalışan kadın, usulca araladı gözlerini. Yatağının hemen sağ tarafındaki komodinin üzerinde duran çerçeveyle buluştu gözleri.Tıpkı 15 yıldır her sabah olduğu gibi… Oradaydı işte, hemen yanı başında. Gülen gözleriyle yine ona bakıyordu oğlu.

Özlemişti kadın. Çok özlemişti… Gülüşünü izlemeyi, saçlarını okşamayı,en çokta akşamüzeri kapıda karşılayıp kokusunu içine çeke çeke sarılmayı özlemişti.

“Hani şimdi gelse yine kapı eşiğine valide sultan kalk artık dese yine gülerek “diye geçirdi içinden. Ama olmadı… Yalnızdı, yapayalnızdı…

Düşünceleri  bir  damla göz yaşı olup süzüldü gözlerinden,ama getirmedi devamını. Çünkü bilirdi ki sevmezdi oğlu ağlamasını.

Yavaşça doğruldu yatağından. Karşı duvarda duran takvime takıldı gözü.İşte! Yıllar önce ondan canının parçasını alan o gün, yine gelip dayanmıştı kadının kapısına.

Gözyaşı düşmesin diye başını tavana doğru kaldırdı ve bir süre gözleri kapalı kendini sakinleştirmeye çalıştı. Sonra küçücük bir tebessüm yayıldı yüzüne nedensizce. 15 yıldır her 21 Nisan sabahı olduğu gibi yine o günü yaşatmalıydı. Tıpkı oğlu hiç gitmemiş gibi.

Önce yatağını topladı ardından dolabının önüne geçip bakınmaya başladı. İşte! Oradaydı. Oğlunun en sevdiği beyaz elbisesi.  Askıyı eline alıp bakmaya başladı elbiseye.Nasılda yakıştırırdı onu annesine.

Ortaokuldaydı oğlu.Birlikte gittikleri mağazada beğenmişti kadın bu elbiseyi. Cebinde ancak ay sonunu getirecek kadar parası olduğundan sadece bakmakla yetinmişti. Ama oğlu aynı fikirde değildi. Annesinden gizli okul çıkışları çalışıp o almıştı annesine bu elbiseyi. üstünde gördüğünde ise, buğulu gözlerle annesine bakıp ‘’tıpkı bir kuğu gibi çok zarif oldun canım annem’’ demişti. Üzerinde gözlerini gezdirirken daha sıkı tuttu elbiseyi. Yıllar geçmişti oğlundan sonra ama tıpkı kadına bıraktığı anılar gibi elbisenin sağ alt köşesinde ki, oğlundan,o korkunç 21 nisan akşamından kalan soluk kan izini ne yaparsa yapsın yok edememişti.

Usulca geçirdi kıyafetini üzerine. Mutfağa gitmek için evin koridorunda yürüdüğü sırada kapısı açık o odaya girmek istedi. Sanki oğlu içerdeymiş gibi..oğlundan sonra tek bir kağıt parçasının bile yer değiştirmediği bu oda ona aitti. Sanki her gün  yine kazandığı üniversitesinden çıkıp gelecek ve bu odaya girecekmiş gibi, her şeyi yine yerli yerinde bulacakmış gibi, oğlu hiç ölmemiş gibi beklerdi kadın,ama hiç gelmedi…

Sol koluna taktığı, oğlu daha çok küçücükken ölen eşinden yadigar kalma saatine baktı. Az zamanı kalmıştı. Mutfağa yöneldi kurabiye yapmak için.  Önce hamuru yoğurdu , ardından güzelce şekillendirerek fırına verip beklemeye başladı. Kurabiyeler piştiğinde çıkarıp küçük bir ısırık alıp lezzetine baktı.

Tamda oğlunun sevdiği gibi olmuştu. O bunları yaparken tam 2 saat geçmişti. Zaman kaybetmeden evden çıkmalı ve 15 yıl önce olduğu gibi oğlunun gelmesini beklemek üzere evlerine 20 dakika uzaklıktaki o yemyeşil parka gitmeliydi. Hemen kurabiyeleri bir kaba doldurdu ve ayakkabılarını ayağına geçirip usulca kapadı yalnızlıktan buz gibi olmuş evinin kapısını.

Yürüdü,yürüdü,yürüdü…  sanki yol bitmek bilmiyor,yürüdükçe 15 yıl öncesine geri dönüyor gibiydi kadın.  Kim bilir belki de yaşlı bacakları engel oluyordu ona.

Nihayet gelebilmişti. Derin bir nefes çekip ciğerlerine tüm gücünü toplayıp parka girdi. Neyse ki her zaman oturdukları o masa boştu. Zaten pekte kimse oturmazdı buraya. Masaya doğru yaklaştı kurabiyeleri üzerine koydu ve oturup başını parkın giriş kapısına doğru yöneltti. Beklemeye başladı. Oğlu gelmeliydi ve çocukluktan beri vazgeçemediği bu parkta annesiyle oturup o en sevdiği kurabiyeleri yemeliydiler. Kadın bekledi,ama oğlu yine yoktu.Saatler geçti. Hava da hafif bir rüzgar çıktı.Yavaş yavaş akşam olmaya da başlamıştı üstelik. Kadın vazgeçmedi düşüncelerinde.Oğluyla geçirdiği her günü her dakikayı tek tek yeniden düşündü.Sonra bir anda 15 yıl önce oğlunu ondan alan 21 nisan günü yaşananlar geldi aklına.

O sabah hiç uyumadığı kadar çok uyumuştu. Öyle ki oğlunun okula gitmek için kalktığını bile duymamıştı. Hemen kalktı yatağından ve gardırobunun önüne geçerek bakındı. Dün oğluna söz verdiği gibi onun çok yakıştırdığı beyaz elbiseyi giyindi ve oğlunun bugün onunla bazı şeyler konuşmak istediği için kendisine gitmesini ve okuldan hemen sonra yanına geleceğini söylediği parka gitmeliydi. Neydi peki oğlunun konuşacağını bu çok mühim şey? Gidince öğrenirim nasıl olsa diyerek mutfağa doğru yol aldı. Boş gitmemeliyim tatlı yer tatlı konuşuruz diye düşünerek oğlunun o çok sevdiği un kurabiyelerinden yapmıştı. Sonra yine parka gelmiş ve bugün oturduğu masaya oturmuştu. Ve oğlunu heyecanla beklemeye başlamıştı. Bekledi,bekledi,bekledi… Fakat oğlu bir türlü gelmedi. Sonunda pes ederek kurabiyeleri eline aldığı ve gitmek için ayağa kalktığı sırada bir el silah sesi duydu.Neden olduğunu anlamasa da içinde bir şeyler kopmuştu sanki. Çıkışa doğru yürümeye devam etti. Caddeye çıkmayı başardığında derin bir nefes aldı ve başını yolun sağ tarafına çevirdi kalabalık bir insan topluluğu olduğunu gördü. Ayakları onu oraya çekiyordu sanki. Giderek yaklaştı kalabalığa kadın. Yerde yatan kişinin önce ayakkabısını gördü. Bu oğlunun ayakkabısıydı. Kötü düşünmemeye çalışsada kalbi inanılmaz hızlı atıyordu. Yerde yatan gencin yüzünü görebilmek için daha çok yardı kalabalığı. Ve sonunda görmeyi istemediği o manzarayla karşılaştı. Artık kalbi az öncekinden de hızlı atıyordu. Bembeyaz tenli melek yüzlü bitanecik oğlu kafasından sızan kanlarla yerde yatıyordu..elinde tuttuğu kurabiyeler elinden düşüp etrafa saçıldı. Dizleri tutmuyordu sanki. Koşup oğlunun yanına bağırmaya ağlamaya başladı kadın. Bağırıyordu. Durmadan bağırıp “Allah’ım onu benden alma” diyordu ama nafile.  Oğlunun zayıf olan nabzı giderek daha çok azalıyordu.O çok sevdiği beyaz elbisenin etekleri ise artık oğlundan kalan son anıyı taşıyordu, ”onun kan izlerini”… Acı bir ambulans sireniyle bölündü kadının çığlıkları. Hemen hastaneye kaldırılsada kan kaybından can vermişti canının yarısı.. sonradan öğrenmişti ki bir maganda kurşununa kurban gitmişti yavrusu. O küçücük mermi  bütün hayatlarını alt üst etmişti.Üstelik eğer o gün ulaşabilseydi oğlu yanına, üniversiteyi birincilikle bitireceğini haber verecekti annesine,ama olmadı..

O günü düşündükçe bedeni ağırlaşıyor,içinde bir şeyler acıyordu kadının . Kalbinde ki derin sızı oğlunun acısı mıydı yoksa bedeninin yorgunluğuna kalp ilaçlarını almamasına karşı  bir isyanı mıydı? Sol kolu uyuşmaya ve nefesi daralmaya başlamıştı. Ama n’olursa olsun gözlerini kapıdan ayırmıyordu. Bütün acısına rağmen tebessüm etti ve oturduğu yerden kalkıp kapıya doğru yürümeye başlamıştı. İşte!Sonunda gelmişti.Rüya değildi ,rüya olamazdı bu gördüğü.Oradaydı. Orada duruyor ve yine gülümsüyordu annesine.. yürümek istiyordu ama birşeyler izin vermiyordu sanki ilerlemesine. Uzanmak istedi ona. Oğluna sıkıca sarılıp kokusunu içine çekmek, çocukluktan beri çok sevdiği bu parkta sevdiği un kurabiyelerini yerken,ondan güzel birincilik haberini almak ve sonra hiç brişey olmamış gibi hayatlarına devam etmek istiyordu.Yapamadı… Sıkışan kalbi ona izin vermedi.  Yığılıp kaldı yere eli kalbinin üstünde. Gözleri yavaş yavaş kapanıyor ve o buna karşı koyamıyordu. Tek hissettiği kalbindeki dayanılmaz ağrıydı.

O üstünde bembeyaz elbisesiyle yerde yatarken yıllar önce oğlunun dediği gibi tıpkı bir kuğuya benziyordu.

Kalbi yavaşlıyor ,bedeni soğuyor ve ruhu bedeninden yavaşça ayrılıyordu kadının. Oğluna kavuşuyordu sonunda.

O gözlerini hayata yumarken yanı başında son gördüğü şey gülümseyen oğlu oldu. Yavaşça dudaklarını araladı ve kendini konuşmaya zorladı “hoş geldin oğlum,hoş geldin..”

 

Eğer buraya kadar okuduysan,zaman ayırdığın için çok teşekkür ederim sevgili dostum. Bu okuduklarından sonra iki kelamım var sana. Bak, hayat çok kısa. Sevdiğini alıveriyor zaman hiç ummadığın anda. Değil yarının, bir dakika sonramızın bile bir garantisi yok. Zaman varken sevdiklerinle doya doya yaşa hayatı,pişmanlıklara yer verme.Zira ölenle ölünmüyor da,ölenle yaşanıyor be dostum…

Sevgilerimle,

-Bayan Geveze ❤️

Etiketler
1 Yorum
  1. Cevapla

    Özge Uzel

    1 Ağustos 2017

    Kız gamzee ne güzel yazmışsın. ?Kısa ve öz ellerin dert görmesin ?? Hadi baska yazılarda bekliyorum ?

Yorum Bırak

Bayan Geveze
Dünya

Yazmaktan ve konuşmaktan usanmayan. Henüz yolun çok başında bir radyo ,televizyon,sinema bölümü öğrencisi.

Yazarlarım
Bayan Geveze
Ara ve Bul